Ana Sayfa Hakkımızda Etkinlikler Eğitimler Makaleler Üye Portfolyoları Ödüllü Fotoğraflar Basında Biz Yarışmalar İletişim
Makaleler

Yörükhan Ünal

Sanat ve ideoloji 26.03.2010
SANAT, İDEOLOJİ, İKTİDAR
(SOVYETLER BİRLİĞİ DENEYİMİ ÜZERİNE)
Yörükhan Ünal
 
Sanatçının toplumsal yapıyı makro düzeyde dönüştürmeyi hedefleyen bir ideoloji ile bağlantısı, çoğu zaman sanat eseri üzerinde de olumlu sonuçlara yol açar. Reel toplumsal örgütlenmenin değer ve normlarını olumsuzlayan sanatçı, ideolojisinin dolayımıyla yeni değer ve normların peşine düşer. Olumsuzlama, sanatsal imgelemin temel besini, ateşleyicisi konumuna gelir. Sanatçı artık eski'yi değil, yeni'yi dile getirmek istemektedir. Buna uygun olarak yeni duygu, düşünce ve anlayışlar ile bunları ifade edebilecek tarzların peşine düşer. Sanatçının ideolojisiyle olan bu dinamik etkileşimi, sanat eserini de biçim ve içerik düzeyinde geliştirir; ileriye taşır. Tarih bu verimli birlikteliği doğrulayan çok sayıda örnek gösterir bize.
Ancak tarih bir başka şeyi daha, ideolojisinin, sanatçının özgür imgelemini baskı ve boyunduruk altına alabilme olasılığını da göstermiştir. Bu, daha çok söz konusu ideolojinin iktidarı ele geçirmesi ve bu yeni oluşuma uygun bir kurumsal örgütlenme içine girmesi dönemine rastlar. İdeoloji artık iktidardır ve iktidar olduğu ilk andan itibaren önemli ve acil bir hedef belirir önünde: İktidarı korumak. İktidarı elde tutmanın bir zorunluluk olarak belirdiği noktada, ideolojinin iktidar olgusuyla ilişkisi yaratıcı ve özgür bir ilişki olmaktan çıkar, kısır ve tutucu bir ilişkiye dönüşür. İktidarın korunması adına özgürlüklerin bir kısmına geçici! bir süre el konur. Daha sonra bu özgürsüzlük, kronik bir hal alır. Sanatçı kendi ideolojisinin kurbanıdır artık...
Sözünü ettiğimiz bu gelişmeler, somut ve trajik bir şekilde Sovyetler Birliği deneyiminde yaşanmıştır. Bilindiği gibi Ekim Devrimi, marksizmin kuramsal düzeyde ortaya koyduğu ilkelerin pratikte gerçekleşmesidir. Marksizmin sonul hedefi, insan üzerindeki (gerek iktisadi yapıdan gerek başka nedenlerden kaynaklanan) her türlü baskı ve tahakkümün ortadan kaldırılmasıdır. Rus Devrimi'nin önderleri de bunu bu şekliyle kabul etmişlerdir. Zira proletarya diktatörlüğünün geçici bir olgu olarak formüle edilmesi bunu gösterir. Proletarya iktidarı devralacak ve yine bu iktidarı kullanarak kendisini ve devleti ortadan kaldıracaktır. Ancak gözden kaçırılan şey, iktidar mekanizmasının kemikleşmeye ve donmaya yönelik sürekli ve güçlü eğilimi olmuştur. Zira devleti ortadan kaldırmak amacıyla iktidara gelen bir sınıfın, paradoksal bir biçimde görülmemiş yaygınlıkta ve güçte bir devlet aygıtına yol açmasının sırrı buradadır. Devrimin önderleri, bunu sezmiş, ama engelleyememişlerdir.
Devlet aygıtı ve bürokrasi büyüyüp geliştikçe, sosyalist iktidarın varlık nedeni giderek ortadan kaybolur, unutulur; iktidar artık kendisini ortadan kaldırmayı değil, sürekli kılmayı hedefler hale gelir. Bu sürecin sonunda iktidarın önüne mutlak bir düşman çıkar: Bellek. Zira iktidarın şimdi'yi meşrulaştırabilmesi için, geçmişi unutması ve unutturması gerekmektedir. Rus intelijensiyası ile iktidar arasındaki çelişki işte bu noktada başlar; çünkü sanatçı ve aydınlar, aynı zamanda toplumsal belleği temsil etmektedirler. Bunun sonucunda iktidarın, aydınlarla ilişkisini yeniden formüle etmesi gündeme gelir; bu formülasyonun belirgin öğeleri baskı ve terör'dür. Bu başarılır da; şiddet ve tasfiyeler yoluyla Rus intelijensiyası iktidarın isteğine göre yeniden biçimlendirilir. Artık toplumsal gelişimi doğrulukla betimlemeyecek şair, yazar, sinemacı kalmaz Sovyetler Birliği topraklarında. Böylece iktidar, toplumun belleğiyle olan somut bağlarını koparır; çok önce özeleştiri öğesinin başına gelenler, artık eleştiri öğesinin de başına gelmiştir. İktidarı eleştiren sanatçı ve aydınlara yaşama hakkı yoktur artık.
Böylesine bir ortamda sanatsal imgelem de baskı altına alınır. Sovyetler Birliği'nin gelişiminin belli bir sürecinde, sanatçının biçim ve içerik düzeyinde uyması gereken kurallar da parti tarafından belirlenmeye başlanmıştır. Sanatçı, sosyalist toplumun inşasında görevli bir memur'dur artık. Stalin'in sanat komiseri Jdanov, sanatçılara görevlerini şu şekilde açıklar:
"Ne pahasına olursa olsun, deniz ve demiryolu ulaşımı, meta dolaşımı, demirsiz metaller gibi ulusal ekonominin çok önemli kesimlerindeki geriliğin üstesinden gelmeliyiz. Sosyalist tarımımızın en önemli kesimlerinden olan hayvancılığı yaygınlaştırma çalışmasını geliştirmeliyiz."
Sanatçıyı "hayvancılığı yaygınlaştarma"ya çağıran bu söylemin yol açtığı trajikomik sonuçlar sayılamayacak kadar çoktur. Bir örnek yeter: Şair Semen İsakoviç Kirsanof'un 1931'de yayımlanan ve Lenin Ödülü'ne layık görülen kitabının adı Birinci Beş Yıllık Plan'dır. Bu kitabın bir şiir kitabı olması, sanatçının iktidar tarafından düşürüldüğü durumu gözler önüne serer.
Ancak sanatçının yapabilecek başka bir şeyi de yoktur. İktidarın ideolojisinin -bırakın eleştirmek- dışına çıktığı andan itibaren, rejimin keskin kılıcı sanatçının boynuna inebilmektedir. Sanatçı, bu kılıcın gölgesi altında sürdürmektedir çalışmalarını. Bu kılıcın meşruiyetini de, gerçekte paradoksal bir biçimde mitik olan, bilimsel gerçek sağlar. Sanatçı bilimin ışığında gerçeği resmetmek zorundadır. Siyasal iktidar gerçeği/doğruyu bilen olarak görür kendini. Jdanov, şunları söyler Sovyet bestecilerine:
"Tek yanlı bir biçimde yalnızca birine önem vermek müziğin çeşitli unsurları arasındaki doğru etkilenmeyi bozar ve doğal olarak normal insan kulağı tarafından kabul edilemez."
Jdanov'un kullandığı sözcüklere dikkat edelim : doğru ve normal. Bunlar, öteki'ne yaşam hakkı tanımayan baskıcı bir zihniyetin dilsel düzeyde dışavurumudur. Bu söyleme göre Jdanov'un ölçütlerine uymayan bir sanat eseri, yanlış ve anormal'dir. Jdanov, normal insan kulağı'nın nasıl olması gerektiğini bilme ayrıcalığına sahiptir. Ancak Murat Belge'nin de belirttiği gibi,
"Jdanov'un parti sözcüsü olarak ve Sovyet halkı adına ölçüsünü çıkardığı normal insan kulağı, son analizde, Jdanov'un kendi kulağıdır."
Dolayısıyla bilimsel olduğu savıyla mitleştirilen gerçek, aslında iktidarın bizzat kendi gerçeğidir. Sanat özgür bir yaratım olmaktan çıkmıştır artık; partinin koyduğu (ve aslında güncel siyasal sorunlara paralel olarak her seferinde yeniden formüle edilen) ilkelere (bilimsel gerçeklere !) göre yaratılmaktadır. Sanatçının ideolojisiyle ilişkisi verimli ve yaratıcı bir ilişki olmaktan çıkmış, sanat eserleri iktidarın edimlerini onaylayan birer propaganda aracına indirgenmiştir artık. Stalin'in, Gorki'nin evinde yapılan ve Sovyet sanatçılarının katıldığı bir toplantıda söyledikleri açıklayıcıdır:
"Eğer bir sanatçı, bizim hayatımızı doğrulukla betimleyecekse, bu hayatın içinden sosyalizme doğru gideni gözlemlemek ve göstermekte başarısız olamaz. İşte bu sosyalist sanat olacaktır. Bu, kesinlikle sosyalist gerçekçilik olacaktır."
Stalin'in kullandığı kelimeler oldukça ilginçtir: doğrulukla ve başarısız. Bu cümlenin açılımı gerçekte şudur: Toplumun sosyalizme doğru yol aldığı çok kesin ve açık bir doğrudur. Çekilen sıkıntı ve acılar, sosyalizme giden bir toplum için katlanılması gereken ve normal olgulardır. Sanatçıya düşen görev, bu gerçeği/doğruyu yapıtlarında ortaya koymaktır. Bunu koyabilen sanatçı, başarılı sanatçı olacaktır. Görüldüğü gibi Stalin sanatçıya parti edimlerinin kitleler düzeyindeki meşruiyetini sağlama görevini vermektedir. Sanatçı, iktidarın yöntem ve uygulamalarını olumlayacak ve kitlelere bunun ne denli doğru uygulamalar olduğunu kanıtlayacaktır. Stalin bunu doğrudan söylemez, ancak kullanılan ve dikkatle seçilen kelimeler bunu gizlice sanatçının kulağına fısıldar. Sanatçının başarısının sırrı, bu fısıltıya kulak verip vermemesinde yatmaktadır.
Buraya kadar söylediklerimizden sanatçının ideolojilerden uzak durması gerektiği sonucunu çıkarmak yanlış olur. Bu tür bir önbelirleme yapmaya hiçkimsenin hakkı yoktur. Ancak sanatçının ideolojisiyle olan ilişkisinde her an dikkatli ve uyanık olması ve bu ilişkiyi her seferinde yeniden gözden geçirmesi gerekliliği, önemle vurgulanması gereken olgulardır. Geçmişteki hataların tekrarlanmaması için yapılması gereken şey, ideolojinin iktidarla özdeşleştirilmesinden şiddetle kaçınılmasıdır. Zira iktidarın edimleri ideolojinin kendisi değildir ve Sovyetler Birliği örneğinde görüldüğü gibi kimi zaman ideolojiden mutlak bir sapış anlamına da gelebilir. Sanatçıya düşen bir görev varsa eğer bu da, iktidara karşı daima uyanık olma görevidir.
 
Makaleler
Sabit Kalfagil Milyon Dolarlık Fotoğraflar S.Kalfagil
Ali Alışır Genetiği Bozulmuş İmgeler A.Alışır
Güler Ertan Fotoğraf Dilinin Dünü ve Bugünü G.Ertan
Gökhan Bedir Eugene Smith ve Minamata
Beyhan Özdemir İçeriğin estetik yorumcusu : W. EUGENE SMİTH
Yörükhan Ünal Sanat ve ideoloji
Tüm makaleler için tıklayınız
Formlar
Etkinlik Katılım Formu
E-Bülten
Etklinlikler, Eğitimler ve Kufsad'dan haberdar olmak için aşağıdaki formu doldurarak e-bütltene kayıt olabilirsiniz.
Ad Soyad :
Tel :
E-Posta :
 

İletişim Bilgileri
Adres: Kahramanlar Cad. 09 K Plaza 58/B K.4 D.16 09400 Kuşadası / Aydın
Telefon: (256) 612 72 93
E-Mail: info{at}kufsad.org

Banka Hesap Bilgileri
Hesap Adı: Kuşadası Fotoğraf ve Sinema Amatörleri Derneği
Banka Adı: ING Bank
Şube: Kuşadası
Hesap No: 7942521-mt1